Senato Yarışında Gözler Michigan’da
3 Kasım’da yapılacak Kongre seçimlerine bir aydan az bir süre kala adaylar son kozlarını oynuyor. Bu hafta Michigan, Georgia ve Maine’de eş zamanlı düzenlenen adayların televizyon tartışmaları, yarışın politika önerilerinden çok kişisel suçlamalar ve kimlik siyaseti üzerinden yürüdüğünü gösterdi. Kamuoyuna yansıyan son anket sonuçlarına göre yarışın birçok bölgede başabaş geçmesi bekleniyor. Temsilciler Meclisi’nin Demokratlara geçmesi artık her iki partide de güçlü bir beklenti hâline gelirken Senato’nun kaderi, kritik birkaç eyaletteki yarışların sonucuna bağlı görünüyor. Özellikle Senato seçimlerini doğrudan etkileyebilecek Georgia, Maine ve Michigan’da düzenlenen televizyon tartışmaları seçimlerin gidişatına yönelik önemli bir izlenim sundu.
Son kamuoyu araştırmalarına göre Senato’da seçimlerinde oylanacak 35 sandalyeden 13’ü rekabetçi bir konumda görünüyor. Bu 13 koltuk için devam eden yarışta 7 eyalette sonuçların başabaş olduğu, 4’ünde Demokratların ve 2’sinde ise Cumhuriyetçilerin favori olduğu görülüyor. 53 sandalyeye sahip Cumhuriyetçiler karşısında Demokratların çoğunluk için 51 sandalyeye ulaşması, yani mevcut sandalyelerini koruyarak dört eyalet çevirmesi gerekiyor. Şimdilik yalnızca North Carolina Cumhuriyetçilerin elinde olan sandalye Demokratlara yakın gözüküyor. Geri kalan üç sandalyenin Alaska, Iowa, Ohio ve Texas arasından çıkması gerekiyor. Temsilciler Meclisi’nde ise tablo Demokratlar için çok daha elverişli görülüyor. 21 bölgede devam eden başa baş yarıştan yalnızca 5’ini kazanmaları çoğunluk için yeterli görünürken Cumhuriyetçilerin kontrolü sürdürmek için bu yarışların 17’sini kazanması gerekiyor.
Bu tablo, Washington’da iki farklı tarihsel senaryoyu gündeme getiriyor. Demokratlar 2006’da Irak Savaşı’nın yıprattığı Bush karşısında Kongre’nin her iki kanadını da ele geçirmiş, 2018’de ise Temsilciler Meclisi’nde büyük bir zafer kazanmalarına rağmen Senato’da iki sandalye kaybetmişti. Bugünkü koşullar her iki senaryonun da izlerini taşıyor. Demokratların lehine işleyen en güçlü faktör ekonomik gelişmeler olarak görülüyor. 2006 ve 2018’de seçmenler ekonomiye güvenirken bugün benzin fiyatları ve faizler yüksek, enflasyon artıyor, gümrük vergileri kırsal kesimde fiyatları fırlatmış durumda. Buna karşın Demokratların önünde önceki dönemlerde bulunmayan ciddi engeller var. Seçim bölgelerinin yeniden belirlenmesi Cumhuriyetçilere yapısal bir avantaj sağlarken para dengesi tamamen tersine döndü. 2018’de küçük bağışçıların ortaya çıkardığı kaynak üstünlüğü bu kez Cumhuriyetçilerin elinde. Demokrat Ulusal Komitesi fiilen iflas etmiş durumdayken Trump’ın şirketler tarafından beslenen süper PAC’i partiye büyük bir finansal avantaj sağlıyor. Texas bu uçurumun en çarpıcı örneği olarak görülüyor. Cumhuriyetçi süper PAC’ler Ken Paxton için 150 milyon doları aşkın harcama yaparken Demokrat tarafı James Talarico’ya yalnızca 4 milyon dolar yönlendirdi.
Mevcut tabloda fazla kayıp yaşamak istemeyen Başkan Trump ön seçimlerde olduğu gibi seçimlere kadar fiilen kampanyalara katılmaya devam ediyor. Trump’ın bu hafta Nebraska’da seçimi kazanması beklenen Senatör Pete Ricketts için miting düzenlemesi ve geçen hafta başkanlık yarışını farkla kazandığı Oklahoma’ya gitmesi, tıpkı 2006’da Bush’un çekişmeli bölgelerdeki seçimlere zarar verebileceği için yalnızca güvenli yerlerde kampanya yapmak zorunda kalmasını hatırlatıyor.
Seçim atmosferinin en çok yaşandığı eyaletlerden biri Michigan olarak öne çıkıyor. Demokratların ilerici kanadının adayı olarak seçimlere girecek olan Abdul El-Sayed Kongre seçimlerinin ardından ilk Müslüman senatör olma ünvanını kazanabilir. Anket sonuçları ufak puan farkıyla El-Sayed’i önde gösterse de yarışın son ana kadar devam etmesi bekleniyor. Bu hafta El-Sayed ile Cumhuriyetçi aday Mike Rogers’ın karşı karşıya geldiği ilk televizyon tartışması, yarışın neden başa baş olarak nitelendirildiğini açıkça ortaya koydu. Bir saatlik tartışmada ana odak kişisel saldırı seviyesinde kaldı. Rogers El-Sayed’in Müslüman kimliğini hedef alarak Hamas, Hizbullah ve El Kaide’yi destekleyen kişilerden bağış aldığını iddia etti. Rogers ithamlarında daha da ileri giderek El-Sayed’in ailesinde “terör izleme listesinde” olabilecek birinin bulunabileceğini ima etti ve annesini Orta Doğu’daki gruplarla ilişkilendirmeye çalıştı. Trump’ın El-Sayed’i daha önce “terör sempatizanı” olarak nitelendirdiği düşünüldüğünde, seçilmesi hâlinde Senato’nun ilk Müslüman üyesi olacak adaya yönelik bu söylem yarışın belirleyici dinamiklerinden biri hâline gelmiş durumda.
Politika düzeyinde ise beklenmedik benzerlikler ve keskin ayrımlar bir arada görüldü. Her iki aday da İran’a yönelik savaşın sona ermesi gerektiğini söyledi. Ancak El-Sayed yüksek benzin fiyatlarını ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasını doğrudan Trump yönetimine bağlarken Rogers, Beyaz Saray’ın “İran’ın nükleer programı yirmi yıl geriye atıldı” söylemini tekrarlayarak savaşı meşrulaştırdı. İsrail’e askeri yardım konusu en keskin ideolojik ayrımı ortaya koydu. El-Sayed yardımın tamamen kesilmesini ve kaynakların eğitim ile sağlığa yönlendirilmesini savunurken Rogers, İsrail konusunda temkinli cümleler kurmaya gayret etti. Göç politikasında Rogers, ICE operasyonlarını doğru bulmadığını belirterek Trump yönetiminden kısmen uzaklaşmaya çalışsa da El-Sayed ICE’ın kaldırılması gerektiğini belirterek el yükseltti. Göç politikası Michigan seçimlerinde önemli bir yer işgal ediyor. Geçtiğimiz yıl içerisinde Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını protesto eden iki Amerikalı’nın ICE personelleri tarafından öldürülmesi eyalet genelinde çok büyük tepki toplamıştı.
El-Sayed’in Senato seçimlerinde elde edebileceği bir başarı Kongre aritmetiğini etkileyebileceği kadar Demokrat Parti içindeki dengeleri de büyük ölçüde değiştirebilir. İlerici kanadın adayı olarak girdiği seçimde Senato’nun kaderini belirleyebilecek eyaletlerden biri olan Michigan’da elde edilebilecek zafer Alexandria Ocasio-Cortez liderliğindeki ilerici kanadın 2028 Başkanlık seçimlerine çok güçlü bir şekilde hazırlanmasına olanak sağlayabilir. Bu bilinçle hareket eden AOC de önümüzdeki hafta El-Sayed’in kampanyasına doğrudan katılmayı planlıyor. Michigan’daki yarış ilerici kanat kadar merkezi figürlerinde gündeminde yer alıyor. Eski Başkan Obama’dın da önümüzdeki haftalarda eyalete gelmesi bekleniyor.
Georgia ve Maine’deki tartışmalar da benzer bir süreci yansıttı. Üç eyaletin ortak paydası, Demokratların rakiplerini doğrudan Trump ile ilişkilendirme stratejisi olarak dikkat çekiyor. Georgia’da Senatör Jon Ossoff rakibi Mike Collins’e gümrük vergileri politikası dahil olmak üzere Trump yönetimin uygulamaları üzerinden yüklendi. Collins ise Yahudi olan Ossoff’u, “İsrail’den nefret eden” biri olarak nitelediği El-Sayed’i desteklemekle suçlayarak Michigan’daki tartışmayı Georgia’ya taşıdı. Maine’de Demokrat Troy Jackson, Senatör Susan Collins’in ve eşinin İran savaşından para kazandığını iddia ederken Trump yönetiminin uygulamalarından rakibini sorumlu tuttu.
Seçime bir aydan az bir süre kala ortaya çıkan tablo, Demokratlara 2006 benzeri bir fırsat sunan ekonomik öfke ile bu fırsatı 2018 gibi yarım bir zafere dönüştürebilecek yapısal engellerin bir arada olduğunu gösteriyor. Temsilciler Meclisi’nin el değiştirmesi güçlü ihtimal olarak görülürken Senato, Michigan başta olmak üzere birkaç eyaletteki başa baş yarışlarla belirlenecek. Michigan’daki tartışma, bu yarışların yalnızca politika değil, kimlik ve meşruiyet üzerinden de yürüdüğünü gösterdi. Seçmenin bu gerilimli tabloda hangi tarafa yöneleceği yalnızca Kongre aritmetiğini değil Trump yönetiminin kalan iki yıldaki hareket alanını da tayin edecek.



















