Rusya’ya Yaptırım ve Pazarlık
ABD’de Rusya’ya yönelik ekonomik baskının artırılması talepleri güçlenirken Washington ile Moskova arasında gelecekteki enerji iş birliğine ilişkin görüşmeler yapıldığı bildiriliyor. Kongre, 18 Ekim’de büyük ölçüde yürürlüğe girecek yeni yaptırım düzenlemesinin gecikmeden uygulanmasını isterken Trump yönetimi, Rus gazının Avrupa’ya yeniden taşınmasını sağlayabilecek ticari seçenekleri değerlendiriyor. Bir tarafta Rusya’nın gelirlerini azaltma, diğer tarafta ekonomik teşviklerle Moskova’yı barışa yönlendirme arayışı, Washington’ın Ukrayna politikasında iki farklı yaklaşımın öne çıktığını gösteriyor.
Kongrenin Rusya’ya yönelik ekonomik baskıyı artırma talebi, 6 Ekim’de Cumhuriyetçi ve Demokrat senatörlerin Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Hazine Bakanı Scott Bessent’e gönderdiği mektupla somutlaştı. Senatörler, Trump’ın 18 Eylül’de imzaladığı yasada öngörülen yeni yaptırım yetkilerinin gecikmeden kullanılmasını istedi. Söz konusu düzenleme, Rusya’nın petrol gelirlerini, uluslararası finans bağlantılarını ve askerî üretimde kullandığı teknoloji tedarikini hedef alıyor. Ancak yönetimin uygulama takvimi ve ilk yaptırım kararları konusunda henüz açıklık sağlamaması, Kongrede yaptırımların diplomatik pazarlıklara bağlı olarak geciktirilebileceği yönündeki kaygıları artırıyor.
Senatörlerin öncelikli taleplerinden biri, Rus petrolünü yaptırımları aşarak taşıyan ve “gölge filo” olarak adlandırılan gemi ağına yönelik önlemlerin genişletilmesi. Avrupa Birliği ve İngiltere 600’den fazla gemiyi yaptırım kapsamına alırken ABD’nin listesindeki gemi sayısı 216 düzeyinde bulunuyor. Kongre ayrıca Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler üzerinden Rusya’ya ulaşan gelişmiş makine araçlarının, mikroelektronik parçaların ve insansız hava aracı bileşenlerinin engellenmesini istiyor. Bu ağlarda faaliyet gösteren üçüncü ülke şirketlerine yaptırım uygulanması da talepler arasında yer alıyor.
Yeni düzenleme, 18 Ekim’den itibaren Amerikalı şirketlerin Rusya’da yeni yatırım yapmasını yasaklarken Rus devlet borçlanma araçlarının satın alınmasına yönelik yasak daha önce yürürlüğe girdi. Senatörler, bu hükümlerin sıkı biçimde uygulanmasını ve yaptırımları aşan finans kuruluşlarına karşı önlemlerin artırılmasını talep ediyor. Düzenleme, Rus enerji şirketlerinin uluslararası varlıklarının Amerikalı yatırımcılara satılmasının hangi koşullarda gerçekleştirilebileceği sorusunu da gündeme getiriyor.
Yaptırım baskısıyla eş zamanlı olarak Trump’ın temsilcisi Jared Kushner ile Putin’in danışmanı Kirill Dmitriev’in Nord Stream boru hatlarına Amerikalı bir yatırımcının dâhil edilmesi seçeneğini görüştüğü bildirildi. Bu model, savaşın sona ermesinin ardından Rus gazının Avrupa’ya yeniden satılmasını ve Amerikan yatırımcılarının da gelir elde etmesini öngörüyor. Ancak Beyaz Saray, yakın zamanda Nord Stream konusunda görüşme yapılmadığını belirtiyor. Girişim henüz resmî bir anlaşmaya dönüşmüş değil ve Washington’ın projeye ne ölçüde destek verdiği belirsizliğini koruyor.
Kushner’ın yaklaşımında, savaş sonrasında sağlanabilecek ekonomik kazançların Rusya’yı uzlaşmaya teşvik edebileceği düşüncesi öne çıkıyor. Ancak Nord Stream’in yeniden faaliyete geçirilmesi mevcut yaptırımların değiştirilmesini ve Avrupa’daki hukukî engellerin aşılmasını gerektiriyor. Almanya ve Polonya, Rus gazının Avrupa’ya yeniden taşınmasına karşı çıkıyor. Ayrıca boru hatlarının bir bölümünün 2022’deki patlamalarda zarar görmüş olması, projenin önünde teknik ve ekonomik sorunlar da oluşturuyor. Avrupa açısından Amerikalı yatırımcıların projeye katılması, Rusya’ya yeniden enerji bağımlılığı oluşması yönündeki güvenlik kaygılarını ortadan kaldırmıyor.
Rusya’yla ekonomik işbirliği arayışının bir diğer boyutunu, Lukoil’in uluslararası varlıklarının Amerikalı ve Orta Doğulu yatırımcılara satılması seçeneği oluşturuyor. Putin’in 5 Eylül’de Kushner ve Steve Witkoff ile yaptığı görüşmede gündeme getirdiği belirtilen milyarlarca dolarlık anlaşmaya, Trump’a siyasi bağışta bulunan Amerikalı yatırımcıların ve Amerikan müzakerecilerinin iş çevreleriyle bağlantılı Körfez sermayesinin ilgi gösterdiği bildiriliyor. ABD hükümetine bağlı bir finans kuruluşunun da anlaşmaya katılabileceği belirtilirken söz konusu girişim, barış görüşmeleriyle özel ticari çıkarların ne ölçüde iç içe geçtiği sorusunu gündeme getiriyor.
Avrupa ülkeleri ise Rusya’nın hem enerji gelirlerini hem de askerî üretim kapasitesini hedef alan yeni adımlar atıyor. Avrupa Birliği büyükelçileri, 7 Ekim’de Rusya’yla bağlantılı 1.646 kişi ve kuruluşun yaptırım kapsamına alınması konusunda uzlaştı. Henüz resmen kabul edilmesi gereken listede İskender-M balistik füzelerinin üretiminde rol alan şirketler önemli yer tutuyor. İngiltere de 8 Ekim’de petrol taşımacılığı, askerî teknoloji tedariki ve finans ağlarına yönelik 38 yeni yaptırım açıkladı. Bu gelişmeler, Avrupa’nın Rusya üzerindeki ekonomik baskıyı sürdürme eğilimini ortaya koyarken Washington’ın enerji alanındaki uzlaşma arayışıyla da farklılık gösteriyor.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy de Washington’ın Rusya’yla gelecekteki ekonomik projeleri görüşürken diplomatik sürecin çıkmaza girdiğini söylemesini eleştirdi. ABD’nin Moskova üzerindeki yaptırım baskısını artırması ve Ukrayna’nın hava savunma ihtiyaçlarına daha fazla destek sağlaması gerektiğini savundu. Zelenskiy’nin açıklamaları, enerji anlaşmalarının Ukrayna’da Rusya’ya erken ekonomik tavizler verilebileceği endişesini doğurduğunu gösteriyor. Kyiv yönetimi, olası bir barış anlaşmasının güvenlik garantileri ile desteklenmesini istiyor. Bu nedenle ticari teşviklere dayalı diplomatik yaklaşımın Ukrayna ve Avrupa’nın güvenlik talepleriyle nasıl bağdaştırılacağı belirsizliğini koruyor.
Trump yönetimi, savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik temaslarını da sürdürüyor. Kushner ve Witkoff’un 9 Ekim’de Miami’de Ukraynalı ve Avrupalı yetkililerle görüşerek yeni öneriler sunması bekleniyor. Görüşmelerde enerji tesislerine yönelik saldırıların durdurulması ve tahıl sevkiyatlarının güvence altına alınmasını içeren sınırlı bir ateşkesin ele alınabileceği belirtiliyor. Ancak Kremlin, geçici ateşkesler yerine kapsamlı ve uzun vadeli bir çözüm istediğini açıklıyor. Tarafların ateşkesin kapsamı ve barışın koşulları konusundaki farklı yaklaşımları nedeniyle kısa vadede anlaşmaya ulaşmanın kolay olmayacağı değerlendiriliyor.
Washington’ın Rusya’ya yönelik yaptırımları artırma hazırlıkları ile enerji alanındaki olası anlaşmaları aynı dönemde gündeme getirmesi, Trump yönetiminin Moskova’yı müzakereye yönlendirmek için ekonomik baskı ve teşvikleri birlikte kullanmaya çalıştığını gösteriyor. Ancak bu yaklaşımın sonuç vermesi, ekonomik teşviklerin hangi koşullarda sunulacağına ve yaptırımların ne ölçüde uygulanacağına bağlı görünüyor. Özellikle Rusya’yla ticari ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik girişimlerin Ukrayna ve Avrupa’nın güvenlik kaygılarıyla nasıl bağdaştırılacağı henüz açıklığa kavuşmuş değil.



















