Pentagon’da Yeni Düzen
Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Washington yakınlarındaki Quantico Deniz Piyadeleri Üssü’nde yaptığı konuşma, Pentagon’daki dönüşümün yeni bir stratejik aşamaya geçtiğini gösteriyor. Hegseth, otonom savaştan subay yetiştirmeye kadar geniş bir alanı kapsayan altı girişimle ordunun teknolojik kapasitesini ve kurumsal kültürünü köklü biçimde yeniden şekillendirmeyi hedefliyor. Ancak bu iddialı programın, general ve amiral kadrolarının yüzde 20 oranında küçültülmesi gibi tartışmalı kararlarla birlikte gelmesi ve kamuoyunda giderek desteğini yitiren İran savaşının gölgesinde açıklanması, Hegseth’in hem kendi partisi hem de seçmen nezdindeki konumunu zayıflatıyor. Kasım seçimlerine beş hafta kala Hegseth’in yeni stratejisinin akıbeti, büyük ölçüde savaşın siyasi faturasına bağlı görünüyor.
Hegseth, geçen yıl da general ve amiralleri toplayarak Pentagon’un yeni dönemde izleyeceği stratejileri açıklamıştı. Bu sene yaptığı konuşmada da Pentagon bünyesinde yapılması planlanan yapısal değişikliklere odaklandı. Geçen yıl 800’ü aşkın general ve amirale seslenen Hegseth, bu kez alt rütbeli subaylar ve astsubaylara hitap etti. Bakanlık bu tercihi, geleneksel Pentagon bürokrasisini aşarak reformları sahada uygulayacak isimlere doğrudan ulaşma çabası olarak açıkladı.
Hegseth’in duyurduğu altı girişimin merkezinde teknolojik üstünlük yer alıyor. 1 Ekim 2027’ye kadar dört yıldızlı bir komutanlık olarak faaliyete geçmesi planlanan Otonom Savaş Komutanlığı, İran savaşında Orta Doğu’ya binlerce robotik sistem gönderen programın devamı olarak otonom kabiliyetleri tüm kuvvetlere yaymayı amaçlıyor. Hegseth’in duyurduğu bir diğer girişim ise Meridian Projesi oldu. Elon Musk, Palmer Luckey ve Newt Gingrich’in ortaklaşa yöneteceği proje, yeraltından Ay yörüngesine kadar uzanan tüm savaş alanlarında ABD’nin “mutlak teknolojik hâkimiyet” kurabilmesi için ihtiyaç duyduğu kabiliyetleri belirlemeyi amaçlıyor. 120 gün içinde tamamlanması planlanan çalışmanın sonunda kamuoyuyla paylaşılacak bir rapor hazırlanacak.
Hegseth’in üçüncü hedefi olan ordunun dışa bağımlılığını azaltmayı hedefleyen yeni program ise üslerin sivil elektrik ağından bağımsız hâle getirilmesini, nadir toprak elementleri ve yarı iletkenler gibi kritik tedarik zincirlerinin ABD’ye taşınmasını ve mühimmat rezervlerinin genişletilmesini öngörüyor. Hegseth’in duyurduğu bir diğer girişim ise sıfırdan inşa edilecek yeni bir askeri üs projesi. Bakanlık, mevcut üslerin önemli bir kısmının yıpranmış ve eskimiş olduğunu belirterek ABD’nin dünyanın dört bir yanına güç aktarabileceği, son teknolojiyle donatılmış yeni bir merkez kurmayı hedefliyor. İnşa edilecek üssün yeri ise eyaletler arasında yapılacak bir yarışmayla belirlenecek. Valilerin projelerini doğrudan Pentagon’a sunacağı bu yarışmayı, bürokratik engelleri en çok azaltan ve en iyi arazi ile destek paketini sunan eyalet kazanacak.
Bakanlık ayrıca ordunun insan kaynağını artırmak amacıyla özellikle “Amerikan değerleriyle” eğitim veren kurumlarla yeni mutabakatların imzalanacağını açıkladı. Hegseth’in duyurduğu son girişim ise doğrudan bakana bağlı olarak kurulan Dini İşler Ofisi oldu. Maneviyatı fiziksel sağlıkla aynı düzeye taşıma iddiasıyla kurulan ofis, din işleri için bütçe sağlamak ve askerlerin “manevi hazırlığını” ölçmeye yönelik çalışmaları yürütmekle görevlendirildi. Bakanlık ofisin hiçbir inancı zorunlu kılmayacağını vurgulasa da Hegseth’in konuşmasında İncil’den pasajlara sıkça başvurması ve asıl savaşın manevi olduğunu söylemesi bu güvenceyi gölgede bıraktı. Ofisin din görevlilerine komuta zincirini atlayarak doğrudan bakanlığa erişim imkânı tanıması, belirli bir dini grubun ordu üzerinde etkili olabileceği kaygısını da beraberinde getiriyor.
Bu dönüşümün en tartışmalı ayağı ise general ve amiral kadrolarındaki görevden almalar oldu. Hegseth, geçen yıl başlattığı yüzde 10’luk azaltmayı ikiye katlayarak yaklaşık 800 pozisyonda 1 Ocak 2027’ye kadar yüzde 20’lik bir küçülme hedefliyor. “Tasfiye” olarak tanımlanabilecek bu adımı gecikmiş ve asgari düzeyde bir hesap verebilirlik olarak tanımlayan Hegseth, Pentagon’da zihniyetin değişmesi için bu adımların gerekli olduğunu vurguluyor. Kararın makul bir reform gerekçesi de bulunuyor. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana ordunun toplam büyüklüğü belirgin biçimde küçülürken general ve amiral sayısında buna denk bir azalma yaşanmadı. Ancak kesintilerin hangi bağlamda yapıldığı, gerekçesinden daha belirleyici görünüyor. Trump’ın göreve geldiği Ocak 2025’ten bu yana Genelkurmay Başkanı CQ Brown ve Kara Kuvvetleri Komutanı Randy George dâhil 25’ten fazla üst rütbeli asker görevden alındı ya da emekliliğe zorlandı. Kadro sayıları yasayla belirlense de yönetim aday göstermediği sürece bu pozisyonlar boş bırakılabiliyor. Mevcut durum Hegseth’e Kongre onayı gerekmeden ordunun üst kademesini fiilen yeniden şekillendirme imkânı tanıyor.
Göreve geldiği günden itibaren eleştirilerin odağında olan Hegseth’e yönelik tepki yalnızca Demokratlarla sınırlı değil. Senato’daki onay oturumunda JD Vance’in eşitliği bozan oyuyla onaylanabilen Hegseth, kendi partisinden de giderek daha sert eleştiriler alıyor. Senatör Thom Tillis, Hegseth’e artık güvenmediğini belirterek Trump’ın onu görevden alması gerektiğini söylerken, Senato Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Roger Wicker Karayipler’deki tekne saldırılarının hukuki dayanağını sorgulamak için Demokratlarla birlikte hareket etti. Mitch McConnell ise Pentagon’un 1,5 trilyon dolarlık bütçe talebine ve müttefiklerle gerilen ilişkilere itiraz etti. Hegseth’in tasfiyelerine karşı çıkarak istifa eden Kara Kuvvetleri Bakanı Dan Driscoll’un Vance’in yakın arkadaşı olması, rahatsızlığın yönetimin kendi çevresine kadar uzandığını gösteriyor.
Bu noktada asıl belirleyici unsur İran savaşı oldu. Signal sızıntısı ya da kadro tasfiyeleri gibi tartışmalar büyük ölçüde kurumsal ve ideolojik düzlemde kalırken, Şubat ayı sonunda başlayan ve birkaç hafta içinde biteceği söylenen savaşın uzaması meseleyi doğrudan seçmenin cebine taşıdı. Son yapılan kamuoyu araştırmalarına göre Amerikalıların yüzde 69’u savaşın, ortaya çıkan sonuçlara değmediğini düşünüyor. Amerikalıların yüzde 71’i Trump’ın İran politikasını onaylamazken, başkanın hayat pahalılığı ile mücadelesine verilen destek yüzde 17’de, ekonomi yönetimine verilen destek ise yüzde 26 ile en düşük seviyesinde kaldı. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla yükselen enerji fiyatları nedeniyle yakıt maliyetlerinden ciddi endişe duyanların oranı yüzde 39’dan yaklaşık yüzde 50’ye çıkarken, Amerikalıların neredeyse yarısı gıda alabilme konusunda da kaygılı. Trump anketleri sahte olarak nitelendirse de savaşın partisinin seçim şansını tehdit edebileceğini kabul etmesi, Cumhuriyetçiler arasındaki endişenin ne kadar derin olduğunu gösteriyor.
Hegseth’in konuşmasında çizdiği yeni strateji, ordunun teknolojik dönüşümüne dair dikkate değer öneriler içerse de bu programın hayata geçip geçmeyeceği askeri değil siyasi bir soruya dönüşmüş durumda. Girişimlerin büyük kısmının 2027 ve sonrasına yayılan takvimi, Hegseth’in planlamasının Kasım seçimlerinin ardından şekillenecek Kongre’ye bağımlı olduğunu gösteriyor. Cumhuriyetçilerin her iki meclisteki çoğunluğunu koruması hâlinde dönüşüm büyük ölçüde engelsiz ilerleyebilir. Ancak savaşın ortaya çıkardığı ekonomik tepkinin sandığa yansıması ve Demokratların kontrolü ele geçirmesi hâlinde Hegseth’i soruşturmalar ve azil girişimleriyle çok daha çatışmacı bir Kongre bekliyor olabilir. Bu tabloda Hegseth’in yeni ordu tasavvurunun kaderi, kendi stratejisinden çok yürütülmesinden sorumlu olduğu savaşın siyasi bedeline bağlı görünüyor.



















