Yapay Zekâ Kongre’yi Şekillendiriyor
Kasım seçimlerine kısa bir süre kala yapay zekâ düzenlemesi Washington’un en sıcak gündem maddelerinden biri hâline geldi. Kontrolden çıkan yapay zekâ ajanlarının devlet sistemlerine sızdığı, uluslararası toplumun küresel denetim çağrısı yaptığı ve sektörün önde gelen isimlerinin bile bağlayıcı kurallar talep ettiği bir dönemde Trump yönetimi, şirketlerle imzaladığı ve hiçbir yaptırım içermeyen gönüllü bir mutabakatla yetinmeyi tercih etti. Veri merkezlerine yönelik kaygıları da bir aldatmaca olarak gören Trump’ın bu tutumu, daha fazla düzenleme bekleyen kamuoyuyla arasındaki mesafeyi de giderek açıyor. Bağlayıcı düzenleme girişimlerinin Kongre’den gelmesi ise sektörün dikkatini seçimlere yöneltti. Yapay zekâ şirketleri, kampanyalarda kendi adlarını hiç anmadan Kongre’nin yeni yüzlerini belirlemek için milyonlarca dolar harcıyor. Sessiz bir şekilde yürütülen seçim harcamalarıyla şekillenen bu tablo, güvenlik vakaları arttıkça ve seçmen tepkisi büyüdükçe giderek daha fazla sorgulanıyor.
Trump yönetimi, düzenleme çağrılarının hem uluslararası toplumdan hem de sektörün içinden yükseldiği bir dönemde yine gönüllü taahhüt yolunu tercih etti. Beyaz Saray’daki toplantının ardından Anthropic’ten Dario Amodei, OpenAI’dan Greg Brockman, Google’dan Sundar Pichai, Meta’dan Mark Zuckerberg, xAI’dan Elon Musk ve Nvidia’dan Jensen Huang’ın imzaladığı Süper Zekâ Üzerine Beyaz Saray Mutabakatı, iç denetimler, bu denetimleri takip eden iç ekipler, bağımsız dış denetçiler ve sonuçları inceleyecek bağımsız bir yönetim kurulu komitesinden oluşan dört katmanlı bir kontrol yapısı öngörüyor. Şirketler ayrıca güvenlik standartlarını belirlemek için düzenli olarak bir araya gelmeyi taahhüt etti. Ancak tek sayfalık belge resmi bir kararname niteliği taşımıyor ve uymayan şirketler için herhangi bir yaptırım öngörmüyor. Şirketlerin denetim sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmak zorunda olmaması ise tartışmalara neden oldu. Önlemlerin nasıl hayata geçirileceği tamamen şirketlerin kontrolünde kalırken, mutabakat bu adımların yasaya dönüştürülmesini yalnızca gelecekte değerlendirilebilecek bir ihtimal olarak ele alıyor. Mutabakatın bağlayıcı olup olmadığı sorusuna Trump’ın “ahlaki olarak bağlayıcı” yanıtını vermesi de bu belirsizliği özetliyor. Teknoloji dünyasında insan zekâsını aşan yapay zekâ anlamına gelen “süper zekâ” terimi ise Trump’ın imzaladığı yeni kararnameyle federal kurumların resmi yazışmalarında “yapay zekâ” yerine kullanılmaya başlanacak.
Biden döneminde verilen ve Trump’ın göreve gelmesiyle büyük ölçüde etkisini yitiren gönüllü taahhütleri hatırlatan mutabakatın zamanlaması, yönetimin tutumu ile artan kaygılar arasındaki gerilimi ortaya koyuyor. Geçtiğimiz hafta BM Genel Kurulu’nda 20 ülke ve Avrupa Birliği, yapay zekânın insan kontrolünde kalması için standart belirleyip uygulayacak bir denetim kurumu kurulmasını da içeren küresel koordinasyon çağrısında bulunurken Trump bu tür girişimlere karşı çıkacaklarını açıklamıştı. Aynı günlerde OpenAI, iç testlerde tespit ettiği güvenlik riskleri nedeniyle en yeni modelini piyasaya sürmekten vazgeçti ve yapay zekâ ajanlarının Avustralya’nın ulusal sağlık veri tabanı da dâhil olmak üzere devlet sitelerine izinsiz erişmesi nedeniyle özür diledi.
Mutabakatın en dikkat çekici yanı, imzacı şirketlerin önemli bir kısmının son aylarda bağlayıcı düzenleme çağrısında bulunmuş olması. OpenAI’ın küresel ilişkilerden sorumlu yöneticisi Chris Lehane Eylül ayında Kongre’den zorunlu ulusal güvenlik standartları belirlemesini istemiş, sektörün kendi standartlarının federal güvencelerin tamamlayıcısı olması gerektiğini vurgulamıştı. Amodei Haziran’da daha ciddi ve bağlayıcı bir düzenleme çağrısı yaparken Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis de Temmuz’da ABD öncülüğünde bir yapay zekâ denetim kurumu kurulmasını önermişti.
Toplantıya katılan isimlerin güvenlik önlemleri konusunda bölünmüş olması da mutabakatın sınırlarını ortaya koyuyor. Amodei bu ayın başında sektör genelinde yavaşlama çağrısında bulunurken Anthropic, teknolojisinin Amerikalıların kitlesel gözetiminde ve otonom ölümcül silahlarda kullanılmaması konusunda ısrar etmesi nedeniyle Pentagon’la çalışmaktan men edildi ve yönetimle hukuki bir anlaşmazlığın içine girdi. Buna karşın Trump’ın yakın müttefiki Huang, güvenlik kaygılarının abartıldığını ve düzenlemelerin Çin’in ABD’yi geçmesine yol açacağını savunuyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson da resmi önlemlerin Amerikan rekabet gücüne zarar vereceği görüşünü savunuyor.
Trump’ın veri merkezlerine ilişkin tutumu ise kamuoyuyla arasındaki mesafenin giderek açıldığını gösteriyor. Anketler Amerikalıların çoğunluğunun yapay zekâ konusunda giderek daha fazla endişe duyduğunu ve federal hükümetten daha fazla düzenleme beklediğini ortaya koyarken, Trump veri merkezlerine yönelik kaygıları bir Demokrat aldatmacası olarak nitelendirdi ve tesislerin zamanla benimseneceğini öne sürdü. Şi Jinping’in ABD’nin istemediği her veri merkezini seve seve alacağını söyleyerek meseleyi Çin’le rekabet üzerinden bir ulusal güvenlik sorununa dönüştürdü. Veri merkezlerinin hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi adayların kampanyalarında eleştiri hedefi hâline geldiği bir dönemde bu tutum, kendi partisinin sahadaki adaylarını zor durumda bırakabilir.
Bağlayıcı düzenleme yönündeki asıl girişimler ise Beyaz Saray’dan değil Kongre’den geliyor. Senatör Bernie Sanders ve Temsilci Greg Casar’ın sunduğu Yapay Süper Zekâyı Yasaklama Yasası, süper zekânın geliştirilmesini kalıcı olarak yasaklamayı, federal bir düzenleyici güvenlik kurallarını belirleyene kadar gelişmiş yapay zekâ çalışmalarına ara verilmesini ve bakanlık düzeyinde bir Yapay Zekâ Bakanlığı kurulmasını öngörüyor. Tasarı, ihlaller için 20 yıla kadar hapis cezası gibi ağır yaptırımlar içeriyor. Kongre’de daha ılımlı ancak iki partiden de destek bulan bir girişim de var. Demokrat senatörler Chris Coons ve Brian Schatz ile Cumhuriyetçi senatörler Katie Britt ve James Lankford’un birlikte sunduğu Yapay Zekâ Sistemleri Şeffaflık Yasası, şirketlerin hangi verileri topladığını ve sistemlerinin kontrolden çıkmasını ya da kötü niyetli kişilerce kullanılmasını önlemek için hangi tedbirleri aldığını kamuoyuyla paylaşmasını zorunlu kılıyor. Bağlayıcı düzenlemenin Kongre gündeminde yer alması, yapay zeka sektörünü seçim harcamalarını neden Kongre yarışlarına yoğunlaştırdığını da büyük ölçüde açıklıyor.
Yapay zeka sektörü yaklaşan Kongre seçimlerine yönelik sessiz ama etkili bir strateji izliyor. OpenAI ve Anthropic ile bağlantılı bağımsız siyasi fon grupları Kongre seçimleri için 55,7 milyon dolar harcadı. Bu paranın çok büyük bir kısmı asıl rekabetin parti içinde yaşandığı ve güvenli koltuk olarak görülen bölgelerdeki adayların kampanyalarına aktarıldı. Ön seçimi kazanan aday büyük ölçüde Kongre’ye girmeyi garantilediği için bu tercih, sınırlı bir harcamayla uzun vadeli etki elde etmenin bir yolu olarak öne çıkıyor. Harcamaların ağırlığı Demokratlardan yana oldu ve desteklenen adaylar ön seçimlerin neredeyse tamamını kazandı. Stratejinin en dikkat çekici yönü ise sektörün adını kampanyalardan uzak tutması. Reklamlarda veri merkezlerinden söz edilmezken şiddet, güvenlik ya da “Amerikan inovasyonu” gibi genel temalar öne çıkarıldı. Texas’ta yapay zeka sektörü ile bağlantılı grupların göç konusunda birbirine zıt pozisyonları savunan adayları desteklemesi, harcamaların ideolojik değil pragmatik olduğunu gösteriyor. Seçmen nezdinde itibarı zedelenen sektör, AIPAC’a benzer biçimde asıl gündemini gizleyerek Kongre’de söz sahibi olacak isimlerle bağ kurmaya çalışıyor.
İki şirketin yaklaşımları farklı olsa da ortak hedef, yapay zekâya olumlu bakan politika yapıcıların Kongre’ye girmesi. Anthropic daha sıkı kuralları desteklerken OpenAI daha az kısıtlama talep ediyor. Bu ayrışma New York’ta, gelişmiş modelleri düzenlemeye yönelik tasarıya imza atan Alex Bores’un ön seçim yarışında netleşti. Bores, OpenAI ile bağlantılı grubun saldırılarına hedef olurken Anthropic ile bağlantılı grup tarafından savunuldu ve yarışı çok az farkla kaybetti. North Carolina’da ise Anthropic ile bağlantılı grup, partinin yapay zekâ komisyonunun eş başkanlığına getirilen Valerie Foushee için 1,6 milyon dolar harcadı ve Foushee ön seçimi bir puandan az farkla kazandı.
Ortaya çıkan tablo, yapay zekâ düzenlemesinin iki farklı düzlemde şekillendiğine işaret ediyor. Beyaz Saray’da bağlayıcı kurallar yerine gönüllü taahhütler öne çıkarken, seçim sahasında sektör kendi adını anmadan düzenlemenin asıl belirleneceği Kongre’nin yapısını etkilemeye çalışıyor. Seçimlere beş hafta kala genel seçim harcamaları sınırlı kalsa da artan tepki nedeniyle paranın parti bağlantılı büyük gruplar ya da takibi zor ara kuruluşlar üzerinden aktarılması bekleniyor. Bu durum, kampanya finansmanında şeffaflık tartışmasını da yeniden gündeme getiriyor. Seçmenin yapay zekâ ve veri merkezlerine yönelik kaygısı ile Washington’un ve sektörün tercih ettiği gönüllülük esaslı yaklaşım arasındaki makas açıldıkça, Kasım seçimleri bu yaklaşımın kamuoyu nezdinde ne kadar karşılık bulduğunu gösteren kritik bir sınav olacak gibi görünüyor.



















